Venedik

Mucize şehir…


Floransa – Venedik yolunda ilerledikçe hava giderek bozdu ve Venedik’e yaklaştıkça Floransa’nın güzel güneşinin yerini sisli ve puslu bir hava aldı. Sonunda ana kara ile Venedik’i birleştiren Liberta köprüsüne vardığımızda sis öylesine bastırmıştı ki karşımızdaki Venedik gözükmüyordu. Arabamızı şehrin dışındaki otoparka bıraktığımızda keskin Venedik soğuğu karşıladı bizi. Aşıklar şehri Venedik bir anlamda soğuğunu hissettirerek aşıkları biraz daha yakınlaştırmaya çalışıyordu…


Venedik yüzyıllardır suyun üzerinde mucizevi şekilde duran harika bir şehir. Asırlar öncesinde denizin ortasına kazıklar çakılarak binalar kazıkların üzerine inşa edilmiş. Böylece denizcilikte diğer devletlerden çok daha ilerlemiş olan Venedik düşman saldırılarından korunaklı bir yer inşa etmiş. Venedik’in sokaları daracık, iç içe geçmiş adeta birer labirent. Sokaklarda dolaşırken yerli halkı nasıl oluyor da yolunu bulabiliyor diye defalarca düşündük çünkü ne zaman okları takip etmeyi bırakıp şuradan gidelim daha kestirmedir dediğimizde dakikalarca dolaşıp bambaşka bir yerde bulduk kendimizi.

                             
Dolaştığımız hemen her sokakata birbirinden şık, gösterişli ve şaşırtıcı maske dükkanları çıktı karşımıza. Maskeler ve maskeli kutlamalar adeta Venedik’in simgesi, dilerseniz şık ve gizemli bir kadın veya uzun burunlu merak uyandıran bir adam oluveriyorsunuz bir anda maskenizi taktığınızda.



Venedik’teki bu görsel şölenin yanında Venedik deyince benim zihnimde canlanan şeylerin başında pastaneleri ve müthiş lezzetli ürünleri geliyor. Güzel yemek olarak çok fazla şey bulamadığımız Venedik’te birer mücevher gibi vitrinlerini süsleyen nefis pastane ürünleri damaklarımıza bayram ettirdiler.



Tabi Venedik’in simgesi haline gelmiş olan ünlü gondolları unutmamak gerekir. Mevsim itibariyle gondol sefası pek çekici gözükmese de siyah beyaz giysili fötr şapkalı gondolcular sizi ikna edebilmek için elinden geleni yapıyorlar.

                                               
Seyahatimizden bir hafta önce Venedik’te ciddi bir su yükselmesi oldu. Son 20 yılın en yüksek seviyesine ulaşan sular deniz seviyesinden 1 metre 56 santim yükselmişti.


Birçok turist şehri terk ederken gelecek olanlar da otel rezervasyonlarını iptal ettirdiler. Biz her halukarda şansımızı denemeye karar verdik. Normalde pahalı olduğundan kalmayı pek düşünmeyeceğimiz merkezin de merkezinde bir otelde uygun sayılabilecek bir fayata kaldık. Otelin balkonuna çıkıp merkeze doğru akan kalabalığı seyre daldığımda tarih sayfalarındaki bir sinyorita gibi hissetim kendimi.


San Marco Meydanı

Daracık sokaklarda “San Marco” tabelalarını takip ettiğinizde labirent gibi bir yolculuğun ardından kendinizi San Marco meydanında buluyorsunuz. San Marco Bazalikası, Dükler sarayı ve Venedik’in simgelerinden ünlü çan kulesinin bulunduğu meydan her daim kalabalık. Su yükselmelerinden sıklıkla etkilenen meydanda insanların yükselen sulara rağmen yürüyebilmeleri için özel bank yollar kullanılyor. Meydan’da ayrıca oturup San Marco meydanının tadını çıkarabileceğiniz cafeler de var, tabi her ünlü meydanda olduğu gibi tuzluca.


San Marco Bazilikası, iki Venedik taciri tarafından İskenderiye’den domuz parçalarının altında gizlenerek Müslüman muhafızlardan kaçırılan Aziz Marcus’un kemiklerinin Venedik’e getirilmesi şerefine 9. yüzyılda inşa edilmiş. Tarih boyunca geçirmiş olduğu yangın ve yıkımlar soncu şu an meydanda bulunan üçüncü bazalika. Bazlikada eşsiz mozaikler hemen dikkat çekiyor. Ayrıca 1204 yılında Konstantinopol’den getirilmiş olan bronz atların kopyaları da bazalikanın kapısının üstünü süslemekte. İstanbul gibi coğrafyalara ulaşabilmiş olması Venedik düklüğünün zamanında ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.



Orologio çan kulesi 15 yüzyılda inşa edilmiş. Efsaneye göre saat kulesi tamamlandığında zorlu mekanizmasını başka bir yerde tekrar yapmasınlar diye iki ustasını gözleri kör edilmiş.


San Marco çan kulesi ilk önce 1173’te deniz feneri olarak yapılmış. 1902’de yıklınan kulenin yerine 10 yıl içinde yenisi inşa edilmiş. 1609’da Galileo teleskopunu tarihi çan kulesinde sunmuş. Şu an kuleye asansör ile çıkılabilinmekte. Tüm Venedik’in yanısıra açık havalarda Alp’lere kadar geniş bir alan görülebilmekte.


Son Nefes / İç çekme köprüsü (1600) meydandaki Dükler sarayı ile yanındaki hapishane arasında geçit olarak inşa edilmiş. Mahkumların dışarıya bakarak iç çekerek geçmelerinden ismini almış.


Rialto

Rialto köprüsü çevresi Venedik’teki ilk yerleşim alanlarındanmış. Şu an kullanılmakta olan taş köprü 1591’de tamamlanmış ve 1854’e kadar Grand Canal’da karşıdan karşıya keçilebilen tek köprüymüş. Grand kanalı, gelip geçen bot ve gondolları izlemek için harika bir yer.



 

Venedik vitrinleri

Ünlü Murano camlarından yapılmış envai çeşit cam eşyalar, diğer tarafta çeşit çeşit maskeler, ilginç kostümler, iştah kabartıcı pastalar ve daha neler neler… Hiçbir şey almasanız bile bu renkli vitrinlere durup bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz.


Venedik İlginçlikleri

Özellikle hava kararınca ışık sızan minik dukkanlarda yer yer sizi şaşırtan ilginçlikler görüyorsunuz. Chardonnayler, merlotlar alabileceğiniz dökme şarap dükkanı:


Tabi bütün şehir suyun üzerinde olunca günlük ihtiyaçlar da denizden sağlanıyor. Bir bot ambulans hastane acilinin iskelesinde bekliyor:


Çöp botu konteynerleri boşaltıyor:


Yağmurlu Venedik

Ertesi sabah yağmur süprizi ile uyandık. Otelden dışarıya çıktığımızda yollarda yürünebildiğini ve suların yükselmediğini görünce rahatladık ancak San Marco meydanına yaklaştıkça bazı insanların yer yer bank yollarda yürüdüğünü gördük. Ve meydanda asıl süpriz bizi bekliyordu. Meydan diz seviyesine kadar sular altındaydı. Sular o kadar yükselmişti ki meydandaki gondollara inilen birkaç merdiven tamamen su altında kalmıştı, deniz adeta taşmıştı.




Kapalı ve yağmurlu bir günde veda ettik Venedik’e. Venedik: süprizlerle dolu mucizevi şehir…


Yer: Venedik, İtalya