Pegasus'la Paris


Son Paris yolculuğumuzu bize yakın olan Sabiha Gökçen’den hareket etmesi ve cüzi miktarda da olsa daha ucuza bilet bulabilmemiz sebebiyle Pegasus ile yaptık. Türlü türlü ekstralar satmaya çalışan web sayfasını bilet haricinde bir şey almadan atlatabildiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Bu bizim aynı zamanda Sabiha Gökçen’den ilk yurtdışı uçuşumuz oldu. Atatürk Havaalanı’ndaki kargaşaya alışık biri olarak bu kadar sakin olması şaşırtıcıydı benim için. Bu havaalanının daha çok yurtdışı uçuş yapması gerek. Bir ara THY de uçmaya başlamıştı fakat şu anda hiç bir uçuş yok, belki de gereken ilgiyi sağlayamamışlardır. Aslında Pegasus’un uçağında neredeyse hiç yer yoktu, ve günde iki Pariş uçuşu olduğu düşünüldüğünde müşteri sıkıntısı çekilecek bir hat gibi gözükmüyor.


Havaalanına belki de yurtdışı uçuşlarda alışık olunduğu gibi 2 saat önceden gelen sadece biz vardık. Bu yüzden ne check-in ne de pasaport kuyruğu bekledik. Bu noktada Pegasus çok iyi hizmet veriyor. Bir çok kontuarları var ve yeterince hızlı çalışıyorlar.

Sabiha Gökçen’de bizim yararlanabildiğimiz bir lounge olmaması sebebiyle vakit geçirmek biraz daha zor. Sonuç olarak bize uçağa binene kadar epey geçirecek zaman kaldı. Gidişte büyük bir duty free mağazası var. Bunun dışında çeşitli lüks mağazalar da göze çarpıyor. Yemek konusunda çok fazla seçenek yok ve genelde fast food restoranları var.

Pegasus’un el bagajı konusundaki katı tutumu nedeniyle çıkan tartışmalar eşliğinde uçağımıza bindik. Koltuk araları Pegasus’ta alışık olduğumuz şekilde dardı. Uçak eski bir Boeing idi. Havalandıktan sonra yemek ve içecek servisi başladı, tabi her şey ekstra ücretlendiriliyor. Yine de rahat bir uçuştu ve Orly’ye vaktinde vardık.

Dönüşte geldiğimiz uçak çok daha yeniydi, koltukları da biraz daha rahat geldi. Dönüş yolculuğumuzun da gidiş gibi öğleden sonra olduğu düşünüldüğünde, gidişteki sabah uçağıyla döndük gibi gözüküyor. Paris’te geçirdiğimiz güzel zamanın sonrasında keyifli bir yolculuk yaptık.

Sabiha Gökçen’deki pasaport kontrol noktalarının nispeten daha az olması ve bizimle aynı anda inen bir başka uçak olması sebebiyle pasaport kuyruğunda yarım saate yakın bekledik. Aynı durum duty free mağazaları için de geçerliydi.

Özetleyecek olursam, Pegasus ile Paris’e gitmenin artıları:
  • Anadolu yakasında oturanlar için ta Yeşilköy’e gitmeye gerek yok. Yol ve zaman açısından çok avantajlı.
  • Havaalanı çok sakin, gidişte neredeyse hiç kuyruk yok.
  • Pegasus her zaman olmasa da çoğunlukla nispeten diğer havayollarından daha ucuza uçuyor.
  • Uçaktaki yiyecek ve içecekler bedava olmadıklarından biraz daha özeller. Kahvelerini tavsiye ederim.
  • Orly şehre daha yakın, özellikle Seine’in alt tarafında –left bank’te- kalınıyorsa.
Eksiler:
  • Sabiha Gökçen’de lounge olanağı sınırlı. Sadece Wings ve ClubFinans loungeları bulunuyor.
  • Uçağa biniş öncesi pasaportlar daha önce check-in’de kontrol edilmemiş ve pasaport kontrolünden hiç geçmemiş gibi bir kez daha dikkatle inceleniyor. İlginç sorular sorabiliyorlar (AB vatandaşına pasaport yanında kimlik sormaları gibi).
  • Uçağa binerken hep bir acele var, muhtemelen uçağın alanda duruş süresini düşürerek masraflardan kısmak için.
  • Uçağa binişlerde bir değil bir kaç kişiyle uçuş görevlileri arasında el bagajları konusunda yüksek sesli diyaloglar geçti, bu gibi durumlarla karşılaşmamak için check-in esnasında muhakkak kabin bagajı etiketi almak gerekiyor.
  • Fiyat olarak çok uygun değiller, bilet parasının üzerine yemek, içki bedellerini de düşünmek gerekiyor. Bizim bilet aldığımız dönemde THY ile hemen hemen aynı paraya geliyordu, bize yakın olduğu için Pegasus’u seçtik.
  • Koltuk araları dar.
  • Orly’den şehrin güney ucunda. Eğer şehrin kuzeyinde konaklanıyorsa Charles de Gaulle'den daha uzak kalıyor.
  • Sabiha Gökçen’de pasaport bankoları yetersiz, hele aynı anda birden fazla uçak iniş yapmışsa çok beklemek gerekebiliyor.
Eksileri olmasına rağmen bir sonraki Paris uçuşumuzda uygun bilet bulunursa tekrar uçmakta tereddüt etmem. İyi uçuşlar!!!
Yer: Sabiha Gökçen Havaalanı, İstanbul, Türkiye